Yürüyen Köşk

YÜRÜYEN KÖŞK

Hepimiz zaman zaman uzaklara gitmek, her şeyden uzaklaşmak isteriz. Hayatın yoğun temposu, şehrin kalabalığı, gürültüsü ruhen ve bedenen bizleri yıpratır. Asabımızın alarm çanlarının çaldığı zamanlardır. Sinirlerimiz yay gibi gerilmiştir. Kendimizi geçici olarak kapatmak, ruhumuzu nadasa bırakmak isteriz.
Biriken kötü enerjiyi, kafamızdaki yorucu düşünceleri denizlere, topraklara ve gökyüzüne boşaltmak isteriz. Bu bir haykırıştır aslında, içimizde birikenleri arındıran bir çığlık.
Tabiat bu anlamda cömerttir ve kucaklayıcıdır.
Cömerttir çünkü bizlerle huzurunu paylaşır, temiz havasını, denizlerini, suyunu ve toprağını paylaşır. Gerilen sinirlerimize detoks olur.
Kucaklayıcıdır çünkü dertlerin dolup taştığı,  asabımızın bozulduğu ve gözyaşlarının dökülesi anlarına şahitlik eder. İşte o anlarda derdimizi dinler, bizi bir annenin kucaklaması gibi kucaklar. Belki de bu yüzden doğa ana değil midir bu muazzam tabiat, bu çeşitli botanik…
Bu zor anlarımızda deniz kıyısında her şeyden uzakta kafa dinleyebileceğimiz bir kulübe, gölgesine yaslanıp serinleyebildiğimiz bir ağaç,  bir ulu çınar hayal ederiz. Dertlerimizi, hayallerimizi onun koca gövdesine yaslanıp anlatmaya başlarız, düşüncelere dalarız.
Bu kısa süreli inzivalara her insan ihtiyaç duyar, öyle ki hem ruhen hem bedenen onarıcıdır.
Böyle yerlerin kıymetini iyi bilmek, ne pahasına olursa olsun korumak, geliştirmek elzemdir. Genel olarak değerini bilmesekte bilenlerin olduğunu bilmek insanın içini rahatlatıyor.
Bende böyle birini biliyor, böyle bir yerin havasını soluyorum.
Size bu satırları Mustafa Kemal Atatürk’ün kenti Yalova’daki Yürüyen Köşk’den yazıyorum. Yukarıdaki tasvirin gerçekleştiği,  o mütevazı köşk ve yanındaki ulu çınar’ın gölgesinden yazıyorum. Ağaca, doğaya değer veren eşsiz bir insanın yaşadığı yerden. Öyle ki o ağaç kesilmemesi için kaydırılan köşkün denize uzanan iskelesinden yazıyorum.
Yürüyen Köşk ‘e gitmeden önce bir ağaç için binayı kaydırmaya, o kadar zahmete değer miydi diye düşünmüyor değildim. Ama oraya gidip o ulu çınar ağacını görünce neden kesilmediğini anladım. Evet gerçekten o ağaç için o köşkü kaydırmaya değermiş. Çünkü o köşk o ağaçla güzel. O ağaç sayesinde gölgelik bir yer ve o ağaç sayesinde adeta bir arınma yeri.
Yıllarca süren savaşlar, yokluklar, varoluş mücadeleleri…
Bir devletin, bir milletin mukadderatı senin omuzlarında, daha yapılacak çok iş var.
Atatürk zaten diyor; yaptıklarımızı asla kâfi sayamayız,az zamanda daha büyük işler yapmak mecburiyet ve azmindeyiz. İşte bu şiarla yıllarca süren mücadeleler zaman zaman onuda bedenen ve ruhen etkilemiştir. Genellikle tedavi amacıyla geldiği Yalova’da bu köşkte,  belkide diğer taraftan gelecekte yapacaklarını düşünüyordu. Çünkü burası düşünmek için harika bir yer. Belkide böyle zamanları için tasarlamıştı. Köşk, ağaç ve deniz tasviri, küçükken hayal edip çizdiğimiz resimleri andırıyor tüm pembeliğiyle.
Köşkü beklediğimden çok daha mütevazı buldum. Gazi, sadece köşkü değil, aynı zamanda o bölgeyi de ağaçlandırmış ve günümüze, Türk milletine armağan etmiştir.

 

yürüyen köşk

Şuan belediyenin bakım ve kontrolünde olan bölge Yalova’nın önemli turistik yerlerinden biri, aynı zamanda çayı, kahvesi ve güzel yemekleriyle güzel zamanlar geçirebileceğiniz bir yer. Köşkün yanındaki kafeteryada denize karşı kahvenizi yudumlarken kitabınızı okuyabilir veya inceden çalan keman dinletisiyle düşünce alemlerinizde eşsiz bir gezintiye çıkabilirsiniz. Zaman zaman okuma ve yazın faaliyetlerimi gerçekleştirdiğim Yürüyen Köşk’ü herkesin gezip görmesini tavsiye ederim.
Son olarak Yürüyen Köşk’ün sitesinden almış olduğum tarihçesini de sizlerle paylaşmak istedim. Herkese iyi okumalar ve gezmeler…

yürüyen köşk

Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde, köşkün hemen yanındaki ulu çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: Ağacın dalları uzamış, binanın duvarına dayanmıştır. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak.” Görev İstanbul Belediyesi’ne intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Başmühendis Ali Galip Alnar yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir. Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Ulu Önder Atatürk ile birlikte, kardeşi Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya Bey ve Cumhuriyet Gazetesi Baş Muhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve ulu çınar ağacı da kesilmekten kurtulur. O günden beri köşkün adı Yürüyen Köşk olarak kalmıştır.
Köşk, Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararı ile korunması gerekli Kültür ve Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili yapılmıştır. 2006 yılında, Yalova Belediyesi tarafından restorasyonu yapılarak ziyaretçilere açılmıştır.

 

yürüyen köşk

 

 

yürüyen köşk

 

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
5
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments