Dağın Şeyhi: Hasan Sabbah

Dağın Şeyhi olarak adlandırılan Hasan Sabbah ve fedâîleri hakkında bazıları gerçek bazıları efsane birçok yazı kaleme alınmıştır. Kendisi, kurduğu yapı ve fedâîleri birçok film, roman ve masallara konu olmuştur. Hasan Sabbah kurduğu yapı ve gerçekleştirdiği faaliyetleri ile adından sıkça söz ettiren tarihi bir kişilik olmuştur.

HASAN SABBAH HAYATI

İran’ın Kum şehrinde doğmuş olan Hasan Sabbah’ın tam adı Hasan b. Ali’dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ailesi İsnâaşeriyye mezhebine mensuptur. Babası bir cemaate mensup önemli bir alimdir.

Hasan küçük yaştan itibaren ilme ilgi duymuştur. Babası onun eğitimine ilgi göstermiş ve Hasan iyi bir ilim eğitimi alma imkanı bulmuştur. Birçok ilim dalında dikkat çekici bir bilgi birikimine sahip olmuştur.

Hasan Sabbah’ın Selçuklu Veziri Nizâmülmülk ve ünlü şair Ömer Hayyam ile arkadaş oldukları ve hatta birlikte okula gittiklerine dair rivayet vardır. Ancak bazı kaynaklarda bu rivayetin kronolojik bakımdan doğruluğunun zayıf olduğu söylenir.

Hasan henüz on yedi yaşında iken kendini daha iyi geliştirmek için Rey’e taşınmış ve burada çalışmalarına devam etmiştir. Hasan bu dönemlerde herkesin dikkatini çekmeye başlamıştır.

Rey’e geldikten sonra bazı dâîlerin fikirlerinin etkisiyle İsmâiliyye mezhebini benimsemiştir. Hasan mezhep içerisinde tanınır hale gelmiştir. 1072 yılında Rey’e gelen Irak başdâîsi tarafından kendisine önemli unvan ve vazifeler verilmiştir.

Hasan bir süre sonra kendisini daha iyi geliştirmek ve mezhep hakkında daha iyi bilgilere sahip olabilmek için Mısır’a gitmiştir. Buraya geldikten sonra Fâtımî Halifesi el-Mustansır ile görüşmüş ve kendisine yakın ilgi gösterilmişti.

Mısır’da birtakım iktidar olaylarına karışan Hasan, ilk önce hapse atılmış daha sonra da Kuzey Afrika’ya sürgün edilmiştir. Sürgün esnasında içerisinde bulunduğu gemi batırılmak istenmiş ve Hasan Sabbah kurtarılmıştır. Hasan, 1080’li yıllarda İsfahan’a gelmiş ve bu bölgede davet çalışmalarına kaldığı yerden devam etmiştir.

“Hasan Sabbah’ın, İsmâilî davetini yeniden yapılandırma yönündeki düşüncelerini gerçekleştirebilmek için İran’da güçlü bir siyasi iktidara sahip olan Selçukluların kontrolünden alabildiğine uzak ve güvende olabileceği bir coğrafyaya, kendisine sadakatle hizmet edebilecek adanmış insanlara ihtiyacı vardı.

Dolasıyla dikkatini İran’ın güneyinden kuzeyine çevirdi. Gilân, Mzenderân ve özellikle Deylem gibi bölgelerin yer aldığı Hazar Denizi’nin güneyindeki coğrafya, onun amaçları için biçilmiş kaftandı.” (Mustafa Alican, Selçuklular)

ALAMUT KALESİ VE BÂTINÎ’LİK

Hasan, yürüttüğü çalışmalar neticesinde kendisine bir altyapı oluşturmuş ve kendisine yeni destekçiler kazandırmıştır.  Hasan Sabbah’ın faaliyetlerinden Selçuklu Devleti, özellikle Selçuklu Veziri Nizâmülmülk haberdardı.

Vezir Nizâmülmülk Hasan Sabbah’ın yakalanması için emir vermişti.

“Bu durumun farkında olan Hasan Sabbah, kendisine, devletin öyle bir çırpıda ele geçiremeyeceği bir üs seçmeye karar verdi: Elburz Dağları’nda bulunan, rakımı iki bin metre civarında olup içeriye yalnızca küçük bir patikadan girilebilen ve dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı fevkalade dirençli olan Alamut Kalesi’ni ele geçirecek ve hareketini buradan idare edecekti.

Evvela dâîlerini göndererek kalede bulunanların büyük kısmını İsmâilî davetine kazandıran Hasan Sabbah, Alamut’ta kendisine karşı güçlü bir direniş odağının kalmadığı 1090 yılının Eylül başında gizli bir geçitten kaleye sokuldu. Kısa süre içerisinde kaledeki idareyi bütünüyle ele geçirdi.” (Mustafa Alican, Selçuklular)

Bir süre sonra Fâtımî Halifesi el-Mustansır ölmüş ve Hasan Mısır ile bağlarını tamamen koparmıştır. Bundan sonra Hasan ve daveti yeni bir döneme girmişti. Alamut Kalesinde fedâî olarak adlandırılan suikastçılar yetiştirilmiştir. Bunlar, içinde bulundukları harekete karşı çıkan devlet adamlarına saldırıp suikastlar düzenliyordu. Liderlerinin talimatlarını sorgulamadan yerine getiriyorlar hatta Hasan Sabbah kendilerini Alamut Kalesi’nden atmalarını söylediğinde sorgusuz bu emri gerçekleştiriyorlardı.

“Sonraki süreçte bir kısım Haçlı liderlerine de suikastlar düzenledikleri için bu kelime Batı dillerine de göç etmiş; özellikle İngilizce ve Fransızcada “suikastçı, kiralık katil” anlamında “assassin”  kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.” (Uğurhan Karaarslan-Hüseyin Özdemir, Selçuklular-1)

Fedâîler işledikleri cinayetten sonra öldürüleceklerini bilmelerine rağmen bir itirafta bulunmuyorlar ve hedeflerine yeniden saldırıyorlardı. Bazı kaynaklar özellikle Batılı kaynaklar onların haşhaş kullandıklarını söyler ancak bazı kaynaklar bunun doğru olmadığını belirtir.

Hasan Sabbah ve faaliyetleri ile en çok mücadele eden Selçuklu Devleti ve özellikle Selçuklu Veziri Nizâmülmülk olmuştur. Selçuklular Bâtınîler iler mücadeleyi devlet politikası haline getirmiş ve Sünni inancı güçlendirmek için Nizâmülmülk önderliğinde devletin farklı bölgelerinde Nizamiye Medreseleri kurulmuştur. Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra da bir gerileme yaşansa da mirası yaşamaya devam etmiştir.

 

Diğer Tarih yazılarımızı okumak için tıklayınız.

Like
Like Love Haha Wow Sad Angry
39
Tags:
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments